“Birinci sınıf bir diş hekimi adayı ne yapar? Kendisinden ne beklenir?” gibi sorular, belki de cevabını en çok aradığım soruydu başta. Temelde ilk dönem şu iki şeyden ibaretti: teorik dersler ve pratik (diğer bir deyişle sabun) dersleri.
Kendim ve çevremin deneyimlerinden söyleyebilirim ki ilk dönemin en zorlayıcı kısmı bu sabun oyma etkinliği ile hayatın geri kalanını dengelemek. Öyle haftalar geçti ki her gece sadece sabun yapıyordum… Elbette, bu sabun yapma denen işlemden de biraz bahsetsem iyi olur.
“Diş hekimliği bölümü” deyince çoğu kişinin aklına basitleştirilmiş bir tıp eğitimi geliyor. Doğrusu, pek araştırma yapmadan bu bölüme giren tipik bir öğrenci olan ben de bu gruba dahildim. Şimdiyse ilk dönemimi neredeyse bitirdim. Hakkında neredeyse hiçbir şey bilmezken bizden yapılması beklenenlere alışma sürecimden biraz bahsedeceğim, ki birilerine faydası dokunsun.
SABUN OYMAK
“Sabun” kelimesi, tipik bir birinci sınıfın korkulu rüyasıdır, fobisidir. Olay şu: Senden bir kalıp sabundan ağızdaki her dişi teker teker yapman istenir. Bu süreç bütün bir dönemin içine dağıtılmıştır. Bu vesileyle hem dişlerin şekillerini en ince ayrıntısına kadar öğrenmiş, hem de “spatül” aletlerine elin alışmış olur. Aslına bakıldığında eğitimimiz için net artısı olan bir işlem. Ama yeni başlayan birisi için karşılaşılmış en büyük zorluklardan birisine dönüşebiliyor.
Sabun sistemi şu şekilde işler: önce yaptığın sabunu asistan abi/ablana gösterirsin (sağolsunlar, büyük faydaları dokunuyor), ardından teslime çıkmaya değer mi diye düşünürler. Şayet teslimlik olduğuna karar kılarlarsa sabunun, o ders hocanın karşısına çıkartılır ve değerlendirilir. Geçer not alırsan, tebrikler, sabunun geçti! Ama şayet geçer not alamazsan haftaya bir kez daha “telafi” adı altında denersin.
Elbette sabunu ve spatülleri alır almaz diş yontmaya başlamadık. Önce elimizin alışması adına bize başka bir görev verildi. Görev tanımı şuydu: manavdan bir dolmalık biber al, ardından onu model olarak kullanarak aynısını sabundan yap. Kulağa zor geldiği doğru, ama gerçekte… büyük ihtimal hayal edilenden bile zordu. Ben bizzat biberden kaldım. Fazla köşeli olmuştu, yahut sapı kırılmıştı, veya en kötüsü, biberim çürümüştü.

Biberden tekrar tekrar kalanlar ne yazık ki dönem sonunda tekrar denemek zorundalar. Yani biber sonrasında o kadar dişi yapmayı başarmış birisi olarak en başa dönüp tekrar biber yapmanız gerekebilir… Yalnızca dikkat edin ki biberiniz teslim öncesi çürümesin.
Biberinizi geçtiğinizi varsayarsak, sabun teslimlerinin geri kalanı rutinleşmeye başlıyor. Yeni dişe bak, özelliklerini kavra, ardından bir heykeltıraş edasıyla sabunu oy. Elbette daha çok kez kalacaksınız, ama alışılıyor. Bu konuda ilerideki birinci sınıflara verebileceğim en iyi tavsiye sanırım asistanlarınızı sorulara boğarak darlamak olur. Sormaktan çekinmeyen hakikaten kazanıyor.
Ayrıca, günler gelip geçtikçe birikmeye devam eden sabun artıklarına da bir çözüm bulmak gerekli. Bir kalıp sabunun çoğu zaman yarısından fazlası kullanılmıyor, atılıyor. Ziyanı azaltmak adına büyük parçaları daha sonra banyoda kullanmak adına ayırdım, küçük parça ve kırıntılarla ise… Doğrusu, işlevini belirlemesi en zor olanlar bunlar. Bir arkadaştan bu sabun kırıntılarının “halı yıkamak için birebir” olduğunu duymuştum; halı yıkamalık bir durumum olmadığı için bir de çamaşır yıkamada kullanmayı denedim, oldukça başarılı. Gerçi, sabun kokusundan bıkmış birisi için pek önermem, ama koku kıyafetin üstünde olunca bence oldukça ferahlatıcı bir hisse sahip. Sabun kırıntılarını yıkamak haricinde bir de sıvı sabuna dönüştürme çabalarına da giriştim. (…henüz başarılı bir prototipim yok…)
DERSLER VE VİZELERİ
Sene başında çoğu dersin girişi oldukça hafif oldu. Birçok kişi içinden “Tamam, halledilir.” dedi ve odaklarını sabuna verdiler. Malum çoğu öğrenciyi zaten meşgul tutan bir sabundan biber görevi vardı. Ben de aynen öyleydim; sabah akşam bir biber yapmakla uğraştım ilk iki hafta. Ama çok sürmeden dersler aniden ağırlaştı. Sabun yapımı ile ders çalışmayı dengelemeyi başaranlar sınavların çoğunluğundan geçti. Lakin bir ders var ki ne hafif başladı, ne de ağır ağır hızlandı…
Anatomi dersine ilerideki her yeni öğrencinin dikkat etmesini öneririm. Tüm derslerimiz arasında en çok ezber gerektiren (hatta sadece ezber gerektirir diyebilirim) dersimizdir kendisi. Şahsen üç boyutlu modeller üzerinden çalışmanın bana çok büyük faydası dokundu. Aynı zamanda terimleri ezberlemek için ben bolca flashcard kullandım. Kimine işe yarar, kimine yaramaz, ama benim için oldukça yararlıydı.
Anatomi, diğer teorik derslerimize göre biraz istisnai bir yere sahip, ama bu diğer derslerimizin rahat olduğu anlamına gelmez. Vizelerde iyi not almak istiyorsanız hocanızın nerelere dikkat çektiğini iyi bilmelisiniz. Ayrıca, üst dönemlerinizden yararlanın! Bu sabunda da geçerli olmak üzere; sizden çok daha deneyim sahibiler ve neticede onlar, sizin şu an bulunduğunuz zorlukları atlatmış insanlar. Tavsiyelerinden, ellerinde varsa eski çıkmışlarından yararlanırsanız gerçekten eğitim hayatınız kolaylaşır. Bu yüzden çevre edinmekte büyük yarar var.
BOŞ VAKİTLER
Elbette bütün boş vaktim sabundan diş oymakla veya ders çalışmakla geçmiyor. Çoğu zaman öğle aralarında (yemekhane hariç) bulunduğum tek bir yer mevcut. Kendisi tıp fakültesinin derinliklerinde boş ve karanlık bir koridorda bulunan, dışarıdan bakınca lavabo gibi duran bir yer. Lakin o koyu fayansları, içeriden süzülen loş ışığı ve “ding” seslerini takip edecek olursanız karşınıza bu manzara çıkacaktır:

Bu oda burada ne arıyor hiçbirimiz bilmiyoruz. Doğrusu resmi bir adı bile yok, ama en azından kendi çevremde “oyun odası” ismini kazandı. İçinde bir çift pingpong masası (raket ve top dahil değil), hava hokeyi (ücretsiz!), bir de langırt bulunmakta. Ayrıca odanın sol tarafında spor aletleri ve ağırlıklar da mevcut. Öğle teneffüslerimin tümü burada geçiyor desem yalan olmaz… Eğer raket eksikliğinden sıkıntı çekiyorsanız büyük bir özgüvenle söyleyebilirim ki bir çift rakete ortaklaşa girmek yıl içi akademik hayatımda verdiğim en iyi kararlardan birisi oldu, önerir ve teşvik ederim.
Çoğu zaman oldukça sessiz sakindir, kalabalık olduğu zamanlar ender. Konum olarak da tıp yemekhanesine yakın olmasıyla büyük bir avantaj sağlar. Bütün yerleşkedeki favori noktam diyebilirim, ama yakında açılacak olan kütüphane binası büyük bir rakip olacak gibi gözüküyor. Bu durumun raporunu da ikinci dönem yazısında yakından takip edeceğimi düşünüyorum.
SON SÖZLER
Diş hekimliği okumak hiç de hayal ettiğim gibi olmadı; elbette bunun sebeplerinden biri yeteri kadar araştırmamış olmamdı, ama kesinlikle pişman değilim. Evet, sabun yapmak zor. Evet, dersler ve sınavlar da zor. Ama insan gerçekten bir süre sonra alışıyor ve keyif almaya başlıyor. (Sağ ol, oyun odası.)
İkinci dönemde benzer bir yazıda görüşmek üzere!

